30 Ocak 2009 Cuma

staj biter , emek kalır :)


Gönüllü olarak 20 iş günü yaptığım staj bugün bitmiş bulunmaktadır.Acısıyla, tatlısıyla, yorgunluğuyla,telaşıyla ilk iş deneyimini başarıyla atlattık.. Resmen hayatı gördüm burada..Genel müdüründen, çaycısına,işçisine kadar bir sürü insan tanıdım, ve farklı kanatların sesini dinledim. her yere özgürce girdim, herkese istediğimi sordu..Herkes okadar yardımcı oluyordu ki ,hergün yenibişey öğrendim diyebilrim :) Uygulamaları direk bire bir görmek açısından staj çok faydalı oluyor...Yeri geldi işçiyle beraber patronu eleştirdim, yeri geldi askerlik anısı dinledim.Birde yaptığın işin takdir edilmesi,çalışma azmini görüp gaz vermeleri falan güzel bir olay :) 20 gün bile olsa benim için verimli geçen bir dönem oldu..Sözlerime son verirken staj yaptığım şirketin reklamına yapmayı bir borç bilirim :P

''Ürünün En İyisi, Fiyatın En İyisi, Hizmetin En İyisi DARTY '' :)

28 Ocak 2009 Çarşamba

Vicky Cristina Barcelona..!! Te quiero Barcelona ;)


Yapım : 2008, ABD / İspanya
Tür : Dram / Komedi / Romantik
Yönetmen : Woody Allen

Oyuncular : Scarlett Johansson, Penélope Cruz, Javier Bardem, Patricia Clarkson, Kevin Dunn, Rebecca Hall, Chris Messina, Christopher Evan Welch, Julio Perillán, Manel Barceló

Amerikalı Vicky ve Cristina İspanya’da bir yaz geçirirler ve gösterişli sanatçı (Javier Bardem) ve onun güzel fakat dengesiz eski eşi (Penélope Cruz) ile tanışırlar.Vicky (Rebecca Hall) evlenmek üzere olan muhafazakar bir kadındır. Cristina (Scarlett Johansson) ise cinsel serüvenlere açık özgür ruhlu bir kadındır. Kaderleri kesişen üç insan arasında doğan aşk ilişkisi kaotik sonuçlar doğuracaktır.Vicky Cristina Barcelona, öyküsünün geçtiği kent olmaksızın düşünülemeyecek bir film olarak karşımıza çıkıyor. Woody Allen aşk ve sanatın sınır tanımazlığını unutulmaz bir hikaye ile hatırlatıyor.
Yaşadığımız tabuları çok güzel işliyor. Hepimizin zorunlu olarak doğru kabul ettiği doğrulara çok güzel değiniyor. Aşk ve ilişkinin aslında çok daha farklı birşey olduğunu gösteriyor. Bazen gereksiz yere korktuğumuzu, korkmadığımız zaman nasıl yaşayabileceğimizi gösteriyor. Koyun doğrularından ayrılıp, kendi doğrularımızın olması gerektiğini ve hayata bir kere geldimizi fark ettiriyor insana. Aynı zamanda yüzeysel olan şeylerden değilde, daha önemli ve gerçek şeylerden zevk almamızın gerektiğini gösteriyor. İki zıt karekterinde, aslında aynı şeyi aradığını, yani mutluluğu ve gerçek olan şeyi çok güzel işleyen bir konu.

Filmdeki oyuncuların çok başarılı olduğunu ifade etmek istiyorum. İnanılmaz güzel, inandırıcı ve etkileyici bir performans sergiliyolar. Özellikle Penélope Cruz'un performansı beni çok etkiledi. Herkes çok doğal ve inanılmaz başarılı. Filmi'deki dialoglar ise bir deha ürünü. En gereksiz dialog bile çok güzel yazılmış ve çok doğal.


Kimi zaman kahkaha ile güldüm, görüntülerden etkilendim, şehirden etkilendim, bir filme bukadar güzel insanı nasıl toplamışlar sorusunu sordum, bazen kendimi içinde bulduğum bir Film.Film sırasındaki sesler çok güzel ve şarkılar mükammel. Herkese Soundtrack Albümünü Tavsiye ederim.Filmde beğenmediğim tek bir nokta bile yok diyebilirim.. Her Konuda ders verebilen çok güzel bir Film....

26 Ocak 2009 Pazartesi

Yalnızlığa ağladım...








Sen yoktun...Ben gittim,Her defasında el ele dolaştığımız o yere..Hep kıl payı yetiştiğimiz tren gelmek bilmedi bu defa uzunuzun baktım yola , o tren yoluna karanlıktı bu defa çok sessizdi...Ben resimleri çektim ama sen yoktun ... Ben yine bindim o trene ,beni sana getiren o trene...Neden getirmedi seni..
Sen yoktun yanımda bu sefer kafamı omzuna değil cama dayadım, yalnızdım...Ve bu defa sana değil yalnızlığıma ağladım...

23 Ocak 2009 Cuma

Sen yoktun...

Yataktan kalktığımda boş bir gün daha gördüm,bütün hücreleriyle nikotin diye bağıran bir vücudun içinde,başladı monoton bir gün daha,stabilize arkadaşlıklar,parmaklardaki sigara ve kırk yıllık sarhoşlarda bile olmayan hayal dünyası...Ve düşündüm sen artık yoksun,uğruna herşeyimi vereceğim sesin yok.Var olan tek şey; sigaram ve sensizlik tufanı....

21 Ocak 2009 Çarşamba

Anneannem...

Anneannemiz öldü, artık o yok.
Ve o yok olunca, ne o odaların, ne o eşyaların ne de o evin içinde geçen onlarca yıllık anıların bir anlamı kalmıyor.

Oysa Anneannemin gölgesi dağ gibiydi, sesleri ırmaktan bir esinti, bir müzik nağmeleri gibi gelirdi. Sevgisindeki mülayimlik ve şefkat bizler için en büyük güçtü.Anneannem 3sene önce bu gün vefat etti..

Ve, anneannemden geriye boş, sessiz bir ev kaldı. Hiçbir bedenin doldurmayacağı köşeler boş, bomboş kalmıştı. Sahibiyle birlikte o koca saltanat, o cıvıl cıvıl sesler ile dolu hayat, o 75 yıl bıkmadan usanmadan didinen, direnen beden göçüp gitmişti.

Anneannem, bütün evi ve evin içinde yaşayanların hayatını dolduran tek ve en büyük varlıktı. O sesiyle, o şefkatiyle, o sevgisiyle,o evin direğiydi. Onun gözü, kulağı her an üstümüzdeydi. Evde bildiğiniz ne varsa onun elinden çıkmaydı. O alırdı, o pişirsin, o yıkasın, o diksin, o okşasın o avutsun, o sevsin, o yedirsin isterdi.. iğneden ipliğe evin içinde her şeyin yerini gözü kapalı o bilirdi. Bir şey yerinde olmadığında ilk fark eden ve sorgulayan o olurdu.

Bütün bunları yapan anneannem, kendisi için, evet kendi için ne mi istedi? Tek kelimeyle “Hiç”. Çünkü onun hayatında “kendim” diye sözlüğünde bir kelime yoktu. O kendine özgü kurguladığı bir düzen, bir hayat, bir aile oluşturmuştu. Onun her şeyi o ev, anıları ve evin içindekilerdi. Onun kendine ait olan o kadar çok şeyi vardı ki, bunlar ona yetip artıyordu. Bu yüzden özel, ayrıcalıklı bir şeyi asla istemezdi. Onun tek arzusu ve isteği evinin içinde doğup büyüyenlerin karınları tok olsun, ele güne muhtaç olmasın, sağlıklı büyüyüp istedikleri okulları okusun, günü ve zamanı geldiğinde evlensin, yuva kursun. Torunları olsun okuyup büyük adam olsunlar hiç kimsenin geçim derdi olmasın.. Onun en büyük isteği ve mutluluğu bunlardı. O bütün bunları isterken asla pes etmedi. Hatta bu isteklerini ölümün geldiği ana kadar bıkmadan, usanmadan sürdürmek isteyen tek varlıktı.Son ana kadar seni gelinlikli göremedim kısmet olmadı ,senin çocuklarını koklayıp sevemedim bana nasip değilmiş ;diyordu... O yüzden asla bu varlığın yeri doldurulamaz.Seni çok sevdim, seviyorum ,seveceğim...

Sözü fazla uzatmayayım. Son söz …
Seni çok seviyorum anneanne.
Gittiğin yerlerde mutlu ol. Mekanın cennet olsun...

19 Ocak 2009 Pazartesi

Sürgündekiler...

Türkiye’de gündem o kadar hızlı değişiyor ki , pek çok önemli olayı hak ettiği ölçüde tartışamıyoruz..Nitekim TRT’nin Kürtçe yayını, Aleviler ’den dilenen özür , Bakanlar Kurulu kararıyla Nazım Hikmet ’e vatandaşlık hakkının iade edilmesi, Yılmaz Güney dosyasının sırada beklediği açıklaması aynı akıbete uğradı.

2002’nin UNESCO tarafından Nazım Hikmet Yılı olarak ilan edildiği bir zamanda ,artık dünyaya mal olmuş , dünya vatandaşlığına geçmiş bir yazara vatandaşlık haklarını geri vermek ya da iade etmek kimsenin yetkisinde değildir.

Şiirleriye Nazım Hikmet’in, sinemasıyla Yılmaz Güney ’in ve hakları çiğnenmiş ,sürgün edilmiş diğer sanatçıların halk tarafından benimsenmişliği Bakanlar Kurulu kararıyla olmaz..Onları belleklere ve yüreklere benimseten yarattıkları eserleridir.Hükümetler,bakanlar gelir geçer unutulur.Ama sanatçılar eserleriyle yaşamayı sürdürür.

Dil,din,ırk farkı bilmeyen bu insanların mezarlarının hangi coğrafyada bulunduğunun önemi yok..Onlar itibarları ve dünya görüşleriyle hem Türk hem dünya vatandaşıydı ve öyle kalacaklar...

16 Ocak 2009 Cuma

Dişçi...

Bugün 20lik dişlerım alındı..yamuk çıkıolardı ve diğer dişlerimide itiyolardı yer bulmak için :( İlk zamanlar çok güzel uyuşuktuu bişi hissetmedım fakat uyuşukluk gidince ağrı başladıııı :( ağrı kesici aldım umarım en kısa zamanda etkisini gösterir...